Dünyada 5 önemli kaya tırmanışı parkurundan biri olarak gösterilen Kuzukulağı kayalıklarını da yaklaşık 100 hektarlık alanda verilen ruhsat, karstik su kaynakları ve mağaralarıyla ünlü bölgede mermer ocağı açılmasını öngörüyor.
Isparta’nın Aksu ilçesinde yer alan Dedegöl Dağının en önemli yaylalarından biri olan Kuzukulağı’nda maden arama ruhsatı verildi bu nedenle,mermer ocağı açılması öngörülüyor. Yöre köylüleri, dağcılar ve doğa sporcuları maden ruhsatının iptal edilmesini ve bölgenin milli park statüsüne alınmasını talep ediyor. Bu amaçla Türkiye’nin dört bir yanında yüzlerce sporcu Kuzukulağı Yaylası’nda bir araya gelerek hem festival yaptı hem de bölgenin milli park ilan edilerek koruma altına alınmasını talep etti. Festival kapsamında 2200 metre yükseklikte gerçekleştirilen ipte yürüme etkinliği ise nefesleri kesti.



Kuzukulağı Yaylası da bu plansızlıktan nasibini almakta gecikmedi. Bölgenin dağlarını mantar gibi saran mermer ocaklarının yolu iki yıl önce Kuzukulağı Yaylasına da düştü. Kuzukulağı’nın o muhteşem kayalıkları, tonu 100 ila 600 dolar arasında değişen fiyatlarla blok olarak satılan taşların arasına sokulmak üzere yakın takibe alındı. Maden İşleri Genel Müdürlüğü, özel bir şirkete Kuzukulağı kayalıklarını da içine alan 100 hektarlık (Bin dönüm) alanda mermer ocağı ruhsatı verdi.

Isparta’dan yola çıkıp Kuzukulağı Yaylasına doğru ilerlediğinizde önce Eğirdir yolu üzerindeki mermer ocakları karşılıyor. Davraz Dağı’na yükseldikçe geçmişte önemli hayvancılık merkezi olan maki karakterli bitki örtüsünün yerinde oyulmuş, kesilmiş, moloz dökülmüş bir araziyle karşılaşıyorsunuz. Çobanisa, Büyükgökçeli, Bademli, Sevinçbey köylerinin dağları belalı taş devrinin tahribatıyla paramparça edilmiş. Eğirdir’i geçip Ağılköy’e doğru rampayı çıkmaya başladığınızda, karşınızda Akdoğan köyünün dağları, arkanıza dönüp baktığınızda ise Akpınar, Balkırı ve daha güneyde, Kovada Gölü’nün iki yamacındaki dağlarda irili ufaklı mermer ocakları, coğrafyanın kalbine saplanmış dev hançerler gibi beyaz beyaz kanıyor…


Ülkenin olağanüstü ve sarsıcı gündemi arasında zaman zaman kendine yer bulan ancak birkaç gün içince unutulup gidilen bu geri dönüşümsüz tahribat karşısında seyirci kalmak istemeyen Türkiye’nin dört bir yanından yüzlerce doğa tutkunu ve sporcu Haziran sonunda Kuzukulağı Yaylasında bir araya geldi. Dedegöl Dağının eteğinde, Eldere köyünde düzenlenen Kuzukulağı Doğa Sporları Festivali, dağlarına ve geleceğine sahip çıkmak isteyen sporcularla, sularını ve yaylalarını korumak isteyen köylüleri bir araya getirdi. Beş gün boyunca Dedegöl’un bilgeliğine sığınan sporcular, kaya tırmanışı yaptı, mağara inişi gerçekleştirdi, koştu, bisiklete bindi, ipte yürüdü, müzik yaptı, kuş gözlemi düzenlediler. Bulutlarla yarışan, kartalların gezindiği kayalıklardan karaçam ormanlarına, yeşil yaylalara baktılar.

Festival boyunca değişik disiplinlerden çok sayıda sporcu Kuzukulağı Yaylası’nda bir araya geldi. En dikkat çekici etkinliklerden biri ise ‘highline’ adı verilen yüksekte ipte yürüme ve ipte yürüme (slackline) sporunun Türkiye’deki önde gelen isimlerinden biri olan Yasin Aral, 2205 metrelik rakımda 400 metreyi bulan yükseklikte kurulan 106 metre uzunluğundaki hatta gerçekleştirdiği yürüyüşle nefesleri kesti. Mağaracılar ise Türkiye’nin en derin dördüncü mağarası olarak tescillenen Kuyukule Mağarası’na iniş yaptılar.

Isparta Dedegöl Dağı, 3 bin metreye yaklaşan yüksekliği ile Akdeniz ve İç Anadolu arasında görkemli bir doğal set oluşturuyor. Doğusunda Beyşehir Gölü, kuzeybatısında ise Eğirdir Gölü bulunan Dedegöl, Pınargözü başta olmak üzere bölgenin en önemli karstik su kaynaklarını barındırıyor. Luwilerden Pisidyalılara, Helenistik dönemden Romalılara birçok uygarlığa tanıklık eden ulu Dedegöl’ün kuzeyindeki uzantısı olan Anamas Dağları, Selçuklularla birlikte bölgeye yerleşen konar-göçer Yörüklerin de yurdu olmuş. Selçuklu Sultanı Aleaddin Keykubad döneminde 1235 yılında Beyşehir Gölü kıyısında yaptırılan Kubadabad Sarayında yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan buluntular, Ortaçağ’da bu alanda görkemli bir kentin varlığını gösteriyor. Anamas Dağının doğusundaki yaylakta aynı dönemde inşa edilen Malanda Köşkünden Kubadabad Sarayı’na ulaşan pişmiş topraktan yapılan iki ayrı künk, saraya buz gibi kaynak suyu ile taze süt akıtıyordu.

Fotoğraflar: Öztürk Kayıkçı, Türker Türkyılmaz, Yaman Özakın
Yusuf Yavuz